Bir yazarımız, bir kitabında “Gençler 25 yaşında kadar gezebildiğiniz kadar yer gezin, okuyabildiğiniz kadar kitap okuyun. Bu yaşlarda öğrenmenin hazzını başka yaşlarda bulamazsınız.” Demiş. Çok haklı.. Belki de insanların en verimli, en rahat ve en çok bol vaktinin olduğu dönemleri, 25 yaşına kadar olan dönemleridir. Bunda hepimiz hemfikiriz. Ancak şöyle oturup elimizi şakaklarımızı dayayıp, içli içli düşündüğümüz zaman anlayabiliriz ki en zor çağlardan bir tanesi 25 yaş serüveni..
Güzel diyoruz, herkes bu yaşlarda gezsin, bolca okusun
öğrensin, tarihine müşahid olsun. Ancak mümkün mü? Bu çocukların, gençlerin
buna imkanı var mı?
Maddeye olan ilgimiz artıp kapitalizmin kölesi olarak yaşadığımız hayatımızda herkes herkesle eşit şartlarda yaşamak uğruna mücadele etmekten kendini yetiştirmeye vakti kalmıyor ki. Herkes, herkes gibi olmak istiyor.. Aynı ekonomik imkanlarla, aynı giyinmek, aynı yemek, aynı mekanları keşfetmek istiyor.. Anneler ve Babalar evladım insan olsun demekten ziyade doktor, mühendis, mimar olsun dediği için; çocuklar tek hayallerinin iyi bir üniversite kazanmak olduğunu zannediyor. Oysa hayal denizi ne muazzam ne eşsiz ve sonsuzdur.. Dilediğini hayal edebilirsin.. Ancak hayatı bir yarışma olan çocuklar, sürekli belli bir kesime ait olmaya çalışma çabasından, kendisi yetiştirmeye nasıl vakit bulabilir ki?. Nasıl besleyebilir ruhunu, nasıl geliştirebilir kendisini..
Anne, baba önüne ne koyarsa onu yiyecek. “Hadi evladım sınav”
diyen Anne ve Babanın çocuğu kitabı sadece çalışma masasında gördüğü için;
oturup şu kitabı açayım, okuyayım hevesinde tabi ki olmayacak. Çünkü onun için
kitap; onu hayatından, eğlenmekten belki arkadaşlarıyla muhabbet etmekten
alıkoyan bir etken.. Nasıl sevip okuyabilir ki?..
Hem herkes ille de doktor, mühendis mi olmak zorunda?..
Neden artık toplumumuz da çok kazanmak, helal kazanmaktan daha mühim bir mesele
haline geldi?
Daha bugün üniversite sınavı sonuçları açıklandı.. Bazı gençler sevindi bazıları üzüldü.. Beklediği puanı alamayan öğrenciler başarısızlık psikolojisine büründü hatta kendilerinin “aptal” olduğunu düşünmeye başladı. Kendini yetersiz hissetti.. Neden bu düşüncelere itiyoruz ki birbirimizi.. Sınavda yapılan doğrular, yanlışlar, net sayıları ve puanlar hepsi sayılardan ibaret değil mi? Hayatımızda sayılardan daha kıymetli şeyler var ve unutmayın ki sayılar daima gelip geçicidir.. Bırakın sizin çocuğunuz kendi işini yapsın, doktor olmayıversin, siz doktor olduğu ile değil evladınız olduğu ile övünün..
Zannetmiyorum..
Sordukları tek soru; “Ne olmak istiyorsun?” …
Ne acı ki kendi geleceğimizi kendimiz aciz durumda
bırakıyoruz.. Sonra kimsenin kendini yetiştirmemiş olmasından
şikayetleniyoruz.. Ders notlarını kim daha iyi ezberlerse o öğretmen adı
verilen sözde eğitimci olup bizleri eğitmeye çalışıyor. Bizler de yaptığımız
ezber bilgilerle kendimizi yetiştik zannediyoruz. Belki de bu kadar cahil alimin
türemesi de bundandır..
Artık hiçbir şey de huzur bulamıyor, hiçbir işimizde verim
alamıyoruz çünkü “sevmiyoruz.” Severek yapmıyoruz. Ekonomik kazanç olarak
baktığımız mesleklerimizle hayalini kurduklarımız öylesine uzak ki
birbirinden.. Bu yüzden sürekli şikayet ve huzursuzlukla doluyuz.. Oysa hepimiz
sevdiği şeyi yapsak ne hoş ne muazzam bir dünya olur.. Geçenler de tanıştığım
bir kız çocuğu buna Kuaför olmak istediğini söyledi. Neden diye sorduğumda
yalnızca “Seviyorum” dedi.. Nedeni sadece bu; “sevmek..” Ne güzel.. Umarım
sevdiğin işi yapabilirsin küçük kız.. Umarım herkes senin kadar cesur
olabilir..
Velhasıl Ne yazsak boş aslında.. Bu mevzu böyle uzar gider..
Dağlara, ovalara ulaşır da mevzu bittiğinde unutulur ve yarışımıza geri
döneriz.. Ne diyelim ki; Rabbim akıbetimiz Hayr eylesin inşallah..
kesinlikle... Kalemine,eline,ağzına sağlık canim benim
YanıtlaSilO kadar haklisiniz ki öğretmenim.Cocuklar gençler artik hayal etmek kavramından uzak sadece kukla gibi yaşıyorlar.Toplum olarak bence "Basari"kavramı algımiz da ciddi hatalar var.
YanıtlaSilMaddeyi mananın önüne koyduğumız için hayatımız sadece rekabet ve yarıştan ibaret.. Kalemine sağlık çok güzel açıklamışsın.. Ama gel görki açıklamak veya bilmiş olmak yetmiyor.. Anladığımızı uygulamamız gerek ancak o zaman aşabiliriz bunu..
SilO kadar güzel ifade etmişsiniz ki kaleminize sağlık. Dün gece sınav sonuçları açıklandığından beri kafamın içinde dönüp duran düşüncelere tercüman oldunuz. Bu güzel yazının altına çok kalıplaşmış bir serzenişte bulunmayı istemezdim lakin kalıplaşmış olması "eğitim sistemimizin çocukların hayal dünyasını köreltiyor olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Eğitim hayatları boyunca kendine sunulan şıklar arasından tercih yapmak zorunda bırakılan çocuklar hayal etmekten, düşünmekten, üretmekten aciz. Aileleri ve okulları tarafından adeta bir yarış atı gibi hayatlarının dönüm noktasını oluşturacak 3 saatlik bir sınava hazırlanıyorlar, peki ya sonra? Kardeşim de o sınava hazırlanıp hiç te azımsanmayacak bir puan aldı, binlercesi gibi fakat önünde onlarca seçenek olmasına rağmen ne yapacağını bilmiyor yine binlercesi gibi. Çünkü hayali yoktu hedefi yüksek not almaktı, aldı. Peki ya şimdi...?
YanıtlaSilŞimdi görev bize düşüyor.. Hayal denizinden uzak gençlere tekrardan hayal kurmayı öğreteceğiz.. Hayal denizin de kulaç kulaç yaşamalarına bizler vesile olacağız.. Rabbim yolumuzu kolaylaştırın ����️
SilBunu evlatlarının isteklerini kendi dünyevi istekleri için
YanıtlaSilUnutan anne ve babalara göndermek lazım
İlber ortaylı olsa gerek o yazar...
YanıtlaSilVe sen o kadar güzel bir tesbit yapmışsın ki artık yetişme çağı 25den 50geldi ve ne yazık ki 50 yaşında olan bir kimsede o kadar donanımlı değil.. Dedelerimizin bilgisine asla ulaşamayacak olmak çok üzücü..