Bu Blogda Ara

Sınav Gençliği


  Bir yazarımız, bir kitabında “Gençler 25 yaşında kadar gezebildiğiniz kadar yer gezin, okuyabildiğiniz kadar kitap okuyun. Bu yaşlarda öğrenmenin hazzını başka yaşlarda bulamazsınız.” Demiş. Çok haklı.. Belki de insanların en verimli, en rahat ve en çok bol vaktinin olduğu dönemleri, 25 yaşına kadar olan dönemleridir. Bunda hepimiz hemfikiriz. Ancak şöyle oturup elimizi şakaklarımızı dayayıp, içli içli düşündüğümüz zaman anlayabiliriz ki en zor çağlardan bir tanesi 25 yaş serüveni..

  Güzel diyoruz, herkes bu yaşlarda gezsin, bolca okusun öğrensin, tarihine müşahid olsun. Ancak mümkün mü? Bu çocukların, gençlerin buna imkanı var mı?
  Çocuk doğuyor, büyüyor, kozasından çıkmış bir kelebek misali başlıyor yarışına ve ilk okula başladığı gün tutsaklığa adım atmış oluyor. İlkokul sonlanırken lise sınav kaygısı, lise bitince üniversite kaygısı, vize-finaller derken Kpss kaygısı, mülakattı, atama oldu mu olacak mı derken yaş gelecek ve dayanacak 30’a. Kim fırsat bulup kendisi için bir şey yapabilir ki?..

  Maddeye olan ilgimiz artıp kapitalizmin kölesi olarak yaşadığımız hayatımızda herkes herkesle eşit şartlarda yaşamak uğruna mücadele etmekten kendini yetiştirmeye vakti kalmıyor ki. Herkes, herkes gibi olmak istiyor.. Aynı ekonomik imkanlarla, aynı giyinmek, aynı yemek, aynı mekanları keşfetmek istiyor.. Anneler ve Babalar evladım insan olsun demekten ziyade doktor, mühendis, mimar olsun dediği için; çocuklar tek hayallerinin iyi bir üniversite kazanmak olduğunu zannediyor. Oysa hayal denizi ne muazzam ne eşsiz ve sonsuzdur.. Dilediğini hayal edebilirsin.. Ancak hayatı bir yarışma olan çocuklar, sürekli belli bir kesime ait olmaya çalışma çabasından, kendisi yetiştirmeye nasıl vakit bulabilir ki?. Nasıl besleyebilir ruhunu, nasıl geliştirebilir kendisini..  
  Anne, baba önüne ne koyarsa onu yiyecek. “Hadi evladım sınav” diyen Anne ve Babanın çocuğu kitabı sadece çalışma masasında gördüğü için; oturup şu kitabı açayım, okuyayım hevesinde tabi ki olmayacak. Çünkü onun için kitap; onu hayatından, eğlenmekten belki arkadaşlarıyla muhabbet etmekten alıkoyan bir etken.. Nasıl sevip okuyabilir ki?..
Hem herkes ille de doktor, mühendis mi olmak zorunda?.. Neden artık toplumumuz da çok kazanmak, helal kazanmaktan daha mühim bir mesele haline geldi?

  Daha bugün üniversite sınavı sonuçları açıklandı.. Bazı gençler sevindi bazıları üzüldü.. Beklediği puanı alamayan öğrenciler başarısızlık psikolojisine büründü hatta kendilerinin “aptal” olduğunu düşünmeye başladı. Kendini yetersiz hissetti.. Neden bu düşüncelere itiyoruz ki birbirimizi.. Sınavda yapılan doğrular, yanlışlar, net sayıları ve puanlar hepsi sayılardan ibaret değil mi? Hayatımızda sayılardan daha kıymetli şeyler var ve unutmayın ki sayılar daima gelip geçicidir.. Bırakın sizin çocuğunuz kendi işini yapsın, doktor olmayıversin, siz doktor olduğu ile değil evladınız olduğu ile övünün.. 
Bu ülke de herkese aynı ehemmiyetle ihtiyaç var. Doktoru da mühim, temizlik yapanı da mühendisi de çiftçisi de... Hiçbiri olmasa dünya yaşanılmaz hale gelir.. Yani Anne Babalara sormak istiyorum; Evlatlarına hiç sordular mı; Hayalin nedir diye.. 
Zannetmiyorum.. 
Sordukları tek soru; “Ne olmak istiyorsun?” …

  Ne acı ki kendi geleceğimizi kendimiz aciz durumda bırakıyoruz.. Sonra kimsenin kendini yetiştirmemiş olmasından şikayetleniyoruz.. Ders notlarını kim daha iyi ezberlerse o öğretmen adı verilen sözde eğitimci olup bizleri eğitmeye çalışıyor. Bizler de yaptığımız ezber bilgilerle kendimizi yetiştik zannediyoruz. Belki de bu kadar cahil alimin türemesi de bundandır..

  Artık hiçbir şey de huzur bulamıyor, hiçbir işimizde verim alamıyoruz çünkü “sevmiyoruz.” Severek yapmıyoruz. Ekonomik kazanç olarak baktığımız mesleklerimizle hayalini kurduklarımız öylesine uzak ki birbirinden.. Bu yüzden sürekli şikayet ve huzursuzlukla doluyuz.. Oysa hepimiz sevdiği şeyi yapsak ne hoş ne muazzam bir dünya olur.. Geçenler de tanıştığım bir kız çocuğu buna Kuaför olmak istediğini söyledi. Neden diye sorduğumda yalnızca “Seviyorum” dedi.. Nedeni sadece bu; “sevmek..” Ne güzel.. Umarım sevdiğin işi yapabilirsin küçük kız.. Umarım herkes senin kadar cesur olabilir..
  
Velhasıl Ne yazsak boş aslında.. Bu mevzu böyle uzar gider.. Dağlara, ovalara ulaşır da mevzu bittiğinde unutulur ve yarışımıza geri döneriz.. Ne diyelim ki; Rabbim akıbetimiz Hayr eylesin inşallah..


7 yorum:

  1. kesinlikle... Kalemine,eline,ağzına sağlık canim benim

    YanıtlaSil
  2. O kadar haklisiniz ki öğretmenim.Cocuklar gençler artik hayal etmek kavramından uzak sadece kukla gibi yaşıyorlar.Toplum olarak bence "Basari"kavramı algımiz da ciddi hatalar var.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Maddeyi mananın önüne koyduğumız için hayatımız sadece rekabet ve yarıştan ibaret.. Kalemine sağlık çok güzel açıklamışsın.. Ama gel görki açıklamak veya bilmiş olmak yetmiyor.. Anladığımızı uygulamamız gerek ancak o zaman aşabiliriz bunu..

      Sil
  3. O kadar güzel ifade etmişsiniz ki kaleminize sağlık. Dün gece sınav sonuçları açıklandığından beri kafamın içinde dönüp duran düşüncelere tercüman oldunuz. Bu güzel yazının altına çok kalıplaşmış bir serzenişte bulunmayı istemezdim lakin kalıplaşmış olması "eğitim sistemimizin çocukların hayal dünyasını köreltiyor olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Eğitim hayatları boyunca kendine sunulan şıklar arasından tercih yapmak zorunda bırakılan çocuklar hayal etmekten, düşünmekten, üretmekten aciz. Aileleri ve okulları tarafından adeta bir yarış atı gibi hayatlarının dönüm noktasını oluşturacak 3 saatlik bir sınava hazırlanıyorlar, peki ya sonra? Kardeşim de o sınava hazırlanıp hiç te azımsanmayacak bir puan aldı, binlercesi gibi fakat önünde onlarca seçenek olmasına rağmen ne yapacağını bilmiyor yine binlercesi gibi. Çünkü hayali yoktu hedefi yüksek not almaktı, aldı. Peki ya şimdi...?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şimdi görev bize düşüyor.. Hayal denizinden uzak gençlere tekrardan hayal kurmayı öğreteceğiz.. Hayal denizin de kulaç kulaç yaşamalarına bizler vesile olacağız.. Rabbim yolumuzu kolaylaştırın ����️

      Sil
  4. Bunu evlatlarının isteklerini kendi dünyevi istekleri için
    Unutan anne ve babalara göndermek lazım

    YanıtlaSil
  5. İlber ortaylı olsa gerek o yazar...
    Ve sen o kadar güzel bir tesbit yapmışsın ki artık yetişme çağı 25den 50geldi ve ne yazık ki 50 yaşında olan bir kimsede o kadar donanımlı değil.. Dedelerimizin bilgisine asla ulaşamayacak olmak çok üzücü..

    YanıtlaSil

Biz Müslümanlar

Bugün bir konuda birkaç kelam etmek istiyorum. Açık yüreklilikle söyleyeceğim ki biz Müslümanlar CAHİLİZ. Bu cehaletimiz nedeniyle sürekli a...