“Sevda”
Anlamını yitirmiş, benliği kendisine dahi unutturulmuş basitleştirilmiş
bir kavram,
En sonunda kendinden utanır olmuş, aşk cümlelerindeki yerini
yadırgar olmuş bir kelime.
...
Karalıktan, karanlıktan gelir ölümsüz aşklara verilen “sevda”
zikri.
Bu aşkın kasvetinden değil, bir Aşık’ın Maşuk’una kara yaklaşmasındandır.
Kara, karanlık yaklaşsın ki kusur göremesin Maşuk’unda, bir
gece karanlığı misali…
Noksanlık bulamasın, sevdiğine kör olsun…
Fakat artık o karanlık aşklar, esas sevdalar yok. Dedim ya
artık anlamını yitirdi basitleşti kendinden geçti.
Unutuldu sevgiler, en çok sevenlere ayıp edildi.
Senelerce sevdasını bekleyip kavuşamayanlara sırt çevrilip
iki gün önce tanışılana sevdam denildi.
Musa Eroğlu diyor ya türkü de “Gönle hasret yazıldı sevgiye
mezar kazıldı”
Tam anlamıyla bu işte. Biz hasreti görünce sevgimizi
gömenlerden olduk.
Sevgimize bir cenaze namazını layık gördük.
Hasrete tahammülümüz kalmadı. Çünkü bizler gönlüyle değil
gözüyle sevenlerden olduk.
Gözden uzak olana da gönlümüzü ırâk eyledik.
Bir selam bırakıp telli turnaya, gönderemedik sevdiğimizin
diyarına.
Üzülmesin ağlamasın diyemedik, çünkü biz üzdük..
Şimdi türküdeki “Hasret kimseye kalmasın” sözünü “Kimse
hasrete kanmasın” olarak değiştirmek istiyorum.
Kimse hasrete kanmasın; Sevdalılar ayrılmasın.
Ve son olarak “Ben yandım eller yanmasın” değil insanlar
esas sevdanın narında yansın..
Dinlemek istersen; ⇓
Yaa bayıldım ��
YanıtlaSiliçimde yaşayıpta dile getiremediklerim çok güzel bi üslupla anlatılmış... Yüreğine Sağlık
YanıtlaSilYazıların daim olsun inşallah ..
YanıtlaSilAynen devam et kardesim....MasAllah
YanıtlaSilÇok Güzel Canımmm Yüreğine Sağlık...
YanıtlaSilKalemine sağlık çok güzel olmuş ��
YanıtlaSil